Alan Mathison Turing, 23 Nisan 1912’de Londra’da dünyaya gelmiştir. 6 yaşındayken okula başlayan Turing’in zekâsı kısa zamanda öğretmenleri tarafından fark edilmiştir.

Şekil 1:Alan Turing’in çocukluğu

Fakat bu küçük dâhinin sosyal yaşamı o kadar da parlak değildir. Farklı davranışları nedeniyle arkadaşları tarafından dışlanmalara maruz kalmıştır. Bu zor günlerinde ona tek yardımcı olan kişi ise Christopher Marcom adındaki arkadaşıdır. Christopher Marcom, okulun bitimine birkaç hafta kala tüberküloz sonucunda ölmüştür. Bu, Alan Turing’de büyük bir çöküntüye neden olmuştur. Bu olaydan etkilenen Turing’in dini inancı tamamıyla yıkılmış ve ateist olmuştur. Alan Turing’in söylediği: “Bilim diferansiyel denklemi. Din sınır durumudur.” sözüyle dinin bilime pranga vurduğu düşüncesini açıkça dile getirmektedir.

Bu büyük çöküntüye rağmen eğitim alanında özellikle matematikte kendini geliştirerek geleceğin kurulmasında çok büyük katkılar verecektir.

Şekil 2: Merkez Limit Teoremi

1931 ile 1934 yılları arasında Cambridge Kings Kolej’de öğrenciydi. “Merkezi Limit Teoremi” üzerine hazırladığı tezi dolayısıyla 1935’te Kings Kolej’e akademik üye seçildi.

28 Mayıs 1936’da sunduğu “Hesaplanabilir Sayılar: Karar verme probleminin bir uygulaması” adlı makalesinde Kurt Godel’in 1931’de evrensel aritmetik tabanlı biçimsel diliyle hazırladığı hesaplama ve kanıtın sınırları ispat sonuçlarını yeniden formüle etmiş ve günümüzde Turing Makineleri olarak adlandırdığımız daha basit ve formel usullere dayanan ispatını ortaya atmıştır. Bununla eğer bir algoritma ile düşünülmesi mümkün olan her türlü matematiksel problemin böyle bir çeşit makine kullanılarak çözülebileceğini ispatlamış oldu.

İkinci Dünya Savaşı sırasında Turing, Bletchey Park’ta bulunan kriptoloji ekibine dâhil edildi. Savaş sırasında Almanların en büyük kozu; Yunancada ‘gizem veya bulmaca’ anlamına gelen ve Alman mühendis Arthur Scherbius tarafından gizli mesajların şifrelenmesi ve deşifre edilmesi için keşfedilen şifreleme makinesi “Enigma”dır.

Şekil 3: Enigma şifreleme makinesi

Enigma pek çok ülke tarafından ‘çözülemez ve kırılamaz’ olarak kabul edilmekteydi ve Almanların ellerindeki en büyük kozlardan biriydi. Alan Turing, Enigma makinesinin şifrelerini kırarak savaşın adeta seyrini değiştirdi. Bazı tarihçiler bu kod sisteminin çözülmesiyle savaşın iki yıl önce bittiğini ve 14 milyon can kaybının önlendiğini ileri sürerler. II. Dünya savaşı sırasında kullanılan şifre sistemleri ve bunların deşifresinde kullanılan algoritmalar, buluşlar, şifre çözücü makineler bir anlamda bilgisayar biliminin temelinin atılmasına neden olmuştur. Enigma’nın çözülmesi, 50 yıldan fazla devlet sırrı olarak kalmıştır.

Şekil 4: Enigmanın şifresini kırmaya çalışan Alan Turing ve arkadaşları

Alan Turing, 1950 yılında yayınladığı “Bilgisayar Mekanizması ve Zekâ” isimli makalesinde kendine şu soruyu soruyor: “Bilgisayarlar düşünebilir mi?” Turing testi’nin temel mantığı, insanla bilgisayarın yerini değiştirerek soruları soran kişiyi kandırmak ve bu sorulara akılcı cevaplar veren bilgisayarların insan olduğunu düşünmesini sağlamaktı. Kısacası testi yapan kişinin hangisinin bilgisayar hangisinin insan olduğunu anlaması gerekiyordu. Bu konuyla ilgili Turing bilgisayarların zekâsı hakkında sözlerini şöyle sürdürüyor:

“Günümüzden 50 yıl sonra 109 depolama kapasitesine sahip olacak bilgisayarları programlayarak bunları taklit oyununa sokabileceğimiz ve bu durumda, ortama bir sorgulayıcının beş dakikalık sorgunun ardından doğru kimlik tespiti yapma olasılığı yüzde 70’ten yüksek olmayacak. Bilgisayarlar taklit oyununda bunu başaracak kadar iyi olacaklar. Böylece yazının başında sorduğumuz ‘Bilgisayarlar düşünebilir mi?’ sorusu da anlamını yitirecek ve bunu tartışmaya bile gerek kalmayacak.” Bu sözleriyle Turing, yapay zekânın da temelini atmıştır.

Bugün, esası Turing testine dayanan ve CAPTCHA adı verilen bir uygulama, internetteki kullanıcıların insan mı yoksa makine mi olduğunu anlamakta sıkça kullanılmaktadır.

Şekil 5: Sıkça karşılaştığımız CAPTCHA uygulaması

Yapay zekâ konusuyla ilgilenirken satranç ile de ilgilenen Turing, satranç oyunu için bir algoritma programlamıştır. Bu algoritmayı çalıştıracak bir cihaz olmadığı için eline bir kâğıt kalem alarak kendisi bilgisayarın yerine geçer. Adım adım yazdığı algoritmayı işleterek Allick Genie ile satranç oynar. Oyun sırasında beynini tamamen bir işlemci gibi kullanan Turing, her bir hamleyi yarım saatte yapar ve bu oyun tarihe ilk bilgisayarlı satranç oyunu olarak geçer.

Turing 1952 yılından ölümüne kadar geçen zaman zarfında matematiksel biyoloji, özellikle morfogenez üzerine çalışmıştır. 1952’de Turing örnek biçimlendirme hipotezini öne sürerek “Morfogenezin Kimyasal Temeli” adlı bir makale yazmıştır. Bu alandaki ilgi odağı canlıların yapısındaki Fibonacci numaralarının varlığını, Fibonacci filotaksisini anlamaktır. Örnek biçimlendirme alanının şu an merkezi olan reaksiyon-difüzyon denklemini kullanmıştır. Son makaleleri 1992’de A. M. Turing’in Derleme çalışmaları eserinin basımına kadar yayınlanmamıştır.

Alan Turing aynı zamanda çok iyi bir koşucudur. Sırf stres atmak amacıyla katıldığı 1948 Olimpiyatlarında maraton dalında gümüş madalya kazanmıştır.

Şekil 6: Alan Turing olimpiyatlarda

Alan Turing’in bilim dünyasında gösterdiği başarılar ne yazık ki özel hayatında başarılı olamamıştır. Turing’in yazının başında da bahsettiğimiz en yakın arkadaşı olan ve tüberkülozdan ölen Christopher Marcom ile olan samimi duyguları Turing’in eşcinsel duygularını ön plana çıkardığı düşünülmektedir. Turing bir eşcinseldi ve yaşadığı yıllarda eşcinsel olmanın ve bunu açık açık itiraf etmenin suçu oldukça ağırdı. 1885 ve 1967 yılları arasında Britanya hukuku gereğince yaklaşık 49000 homoseksüel erkek, ahlaksızlık nedeniyle mahkûm edildi. Turing, eşcinsel olduğu için “ahlaksızlık” yasasından suçlu bulundu ve uzun bir hapis cezası ile hadım edilme arasında bir seçim yapmaya zorlandı. Turing araştırmalarına rahatça devam edebilmek için hadım edilmeyi tercih etti ve Turing’e mahkeme kararıyla yüksek dozda kadınlık hormonu enjekte edildi. Bu uygulama sonrasında cinsel istekleri ortadan kalkmış fakat en önemlisi düşünme yetisi de yavaşlamıştır.

1954 yılının Haziran ayında Turing’in hizmetçisi Bayan Clayton, Turing’in evine gittiğinde dahi bilim adamının cansız bedeniyle karşılaşmıştır. Bir gün evvel, yatağının kenarında bıraktığı yarısı yenmiş siyanür–zehirli elmayı yiyerek siyanür zehirlenmesinden öldüğü açıklanmıştır. Ölüm sebebinin siyanür zehirlenmesi olduğu iddiasına rağmen cesedine post-mortem yapılmamıştır. Turing’in ölümünün bir suikast olması da kuvvetli bir ihtimal olarak gözükmektedir.

Şekil 7: Apple’ın esin kaynağı Alan Turing olabilir mi?

Turing’in elmayı ısırarak intihar etmesi söylentilere göre, bir dünya markası olan Apple’ın logosuna ilham vermiştir. Apple’ın logosu olan ısırılmış elmanın bilgisayar biliminin kurucularından olan Alan Turing’in ölümünden esinlenildiği düşünülmektedir. Aynı zamanda Apple’ın ilk logosunun LGBT renklerini taşıması da Turing’in eşcinsel hayatına bir gönderme olduğu düşünülmektedir. Ve ilginç bir şekilde Steve Jobs’un ölümünün ardından şirketin başında Dünyanın en meşhur eşcinsellerinden birisi Tim Cook bulunmaktadır. Ancak Apple’ın yöneticileri Turing’le ilgili bir logo ve renk tercihinde bulunmadıklarını söyledikleri için bu iddialarda şehir efsanesi olmaktan öteye geçmiyor.

2013’te Kraliçe 2. Elizabeth, ölümünün ardından Turing’e kraliyet affı bahşedip eşsiz başarılarını onurlandırdı. Değeri anlaşılınca da İngiltere sokaklarına heykelleri dikildi ve ona karşı özürler dilenmiştir.

Şekil 8: The Imitation Game filminden

3 kere filmlere konu olan Alan Turing’i, en son ‘Sherlock’ dizisinden tanıdığımız Benedict Cumberbatch canlandırmaktadır. Alan Turing’i daha yakından tanımanız acısından olarak kesinlikle izlemenizi tavsiye ederiz. 2. Dünya Savaşının seyrini değiştiren ve günümüzde elimizden düşürmediğimiz bilgisayarların temelini atan ve daha pek çok konuda insanlığa büyük hizmet etmiş bu bilim adamına hak ettiği değeri vermemiz dileğiyle.

HAZIRLAYAN: Uğurtan ÖZGÜN

KAYNAKLAR: