Işığın hızının sınırlı olduğunu ilk iddia eden Antik Yunan filozofu Empedokles’dir.

Işığın bir yerden bir yere vardığına göre belirli bir hızının olması gerektiği fikrini ortaya atmıştır. İslam bilginlerinden Biruni de bu görüşü benimsemiş ve ışığın sesten daha hızlı yol aldığını gözlemlemiştir.

Evrendeki en büyük hızı ölçme çalışmalarını başlatan kişi Galileo olmuştur. Asistanını kendinden kilometrelerce uzağa gönderen Galileo, kendisinin işaret verdiğinde asistanına elindeki feneri yakmasını söylemiştir. Tabi bu ölçüm başarısız sonuçlanmıştı. Galileo işaret verdikten hemen sonra ışığı görüyordu ve zaman tutamıyordu.

ilk sayısal ölçüm 1676 yılında Danimarkalı bir astronom olan Ole Romer tarafından yapılmıştır. Romer, Jupiter’in uydusu İo’yu gözlemleyerek ışığın ölçülebilir bir hızda hareket ettiğini ışık hızının saniyede 220 bin kilometre olduğunu yüzde 26’lık bir hata payıyla ölçmüştür.

Maxwell elektrik ve manyetik alanların uzayda dalga formunda sabit ışık hızında ilerlediğini bulmuştur. 1864 yılında Maxwell A Dynamical Theory of the Electromagnetic Field (Elektromanyetik Alanın Dinamik Teorisi) adlı kitabı yayınlamıştır. Işığın aslında aynı ortamda dalga hareketi yaptığı, bunların da elektriksel ve manyetik bulgular olduğu ilk kez bu kitapta yer almıştır.

1905’te Albert Einstein ışığın hızının herhangi bir referans çerçevesinde ışık kaynağından bağımsız olduğunu öne sürmüştür ve bu varsayımının sonuçlarını Görecelik Teorisi‘ni öne atıp hız parametresini ışık ve eletromanyetizm dışındaki şeylerle alakalı olduğunu göstermiştir. Modern fizikte Einstein E=mc2 formülüyle ışık hızını ölümsüzleştirmiştir.

Işık hızını anlamak ve ilginçliğini daha iyi kavramak için şu örneği verebiliriz. Güneş ile Dünya arasındaki mesafenin 149.600.000 km olduğunu biliyoruz. Işık hızı da saniyede 299.792.458  km olduğuna göre Güneş ışıklarının dünyamıza ulaşma süresinin hesaplamak hiç de zor olmayacaktır.   Yol = hız x zaman formülüyle bu sonucu saniye olarak çok kolay bir şekilde elde ederiz ki buradan zaman 498.66 saniye olarak bulunur. Bu da Güneş’ten çıkan ışık ışınlarının yaklaşık olarak 8.31 dakikada bize ulaştığı anlamına gelmektedir.

Einstein’in görelilik teorisinin çıkarımlarından biri de evrende herhangi bir cismin ulaşabileceği maksimum hızın ışık hızını aşamayacağıdır. Dünyanın en hızlı süper sonik uçakları, hatta bunların yüzlerce kat hızlısı dahi ışık hızını geçemezler. Işık hızı tüm hızların en son limitidir. Ortama bağlı olarak ışık hızı değişim gösterir.

Özel görelilik kuramına göre;

√ Cisimler hızlandıkça zaman cisim için daha yavaş akmaya başlayacaktır, ışık hızına ulaşıldığında zaman durmalıdır.

√ Cisimler hızlandıkça kütlelerinin bir kısmı kinetik enerjiye dönüşür, durağan kütleye sahip cisimler hiçbir zaman ışık hızına erişemeyeceklerdir.

√ Cisimler hızlandıkça hareket doğrultusundaki boyları kısalmaya uğrayacaktır.

Hiçbir cisim ışık hızından hızlı gidemez.

Işık bir ortamdan diğerine girdiğinde hızı değişir. Işığın bir ortamdaki hızının yükselmesi veya düşmesinde en büyük rolü oynayan şey “kırılma indisi”‘dir. Bununla birlikte boşlukta ışık hızı maksimum seviyededir. Sadece ışık değil, tüm görünen ve görünmeyen elektromanyetik dalgalar boşlukta ışık hızında yol alırlar. Dolayısıyla Işığın hava veya cam gibi şeffaf maddelerdeki ilerleyiş hızı 299.792.458 den azdır. Benzer şekilde radyo dalgalarının tel kablolardaki ilerleyişi de 299.792.458 den yavaştır. Işığın madde içindeki hızı v ile c arasındaki orana o maddenin kırılma indisi (n) denir (n=c/v). Örneğin, görülebilir ışık için camın kırılma endeksi genellikle 1.5 civarındadır. Yani ışık camın içinde c/1.5≈ 200.000 km/s ile hareket eder.

  1. yüzyılın ikinci yarısında yapılan ölçümler daha isabetli olmuş 1950 yılında Louis Essen ışık hızını saniyede 299.792,5 ±1 kilometre olarak ölçmüş ve 1975 yılında 15. Ağırlıklar ve Ölçüler Genel Konferansı’nda ışık hızının boşlukta 299.792.458 metre/saniye olarak kabul edilmesi kararlaştırılmıştır.